Haylayt 002

9 Ekim 2021

Popüler kültür sanat ve yaşam bülteni. İzleme, dinleme, okuma, gezme, yeme içme önerileri paylaşır. Hafta sonu yayınlanır, Instagram hesabında bolca etkinlik bileti ve türlü türlü hediye dağıtmaktan çekinmez.

İÇERİLER

Dizi, film ve dijital platform dünyasından kısa haberlerle başlayalım.

Geleneksel “The Sopranos’un yerli uyarlaması çekilecekmiş” haberlerine bir yenisi eklendi. Duyumun kaynağı bu kez Ranini. Ay Yapım’ın dizinin Türkiye lisansını satın alıp çalışmalara başladığı belirtiliyor.

Ursula K. Le Guin’in en meşhur kitabı Mülksüzler dizi oluyor. Elde şu an için sadece bu bilgi var, herhangi bir detay yok.

Warner Media çatısı altındaki dijital platform HBO Max, önümüzdeki yıl içinde Türkiye’ye de giriş yapacağını açıkladı. Bu aynı zamanda Netflix gibi yerli orijinal yapımlara yöneleceği anlamına geliyor mu, bilmiyoruz.

Bein Connect Yekta Kopan’ın sunumuyla yeni bir sinema programına başlıyor. Sinemanın kamera önü ve arkasına mercek tutacak Set Arası adlı program, 16 Ekim’de başlayacak ve her cumartesi 21.00’de ekranda olacak.

Kaan Müjdeci imzalı 7 bölümlük Hamlet uyarlaması 19 Ekim’de GAİN’de seyirciyle buluşuyor. Dizinin başrol oyuncuları arasında Erdal Beşikçioğlu da var.

GAİN’de Ege Evleri adlı 10 bölümlük bir belgesel serisi başlıyor. Seri, Ayvacık’tan Mordoğan’a, Ege’nin farklı noktalarından ödüllü ve gayet havalı 10 evi keşfetme imkanı sunuyor. (Episode)

  • Bir parantez: Arch Daily Netflix’te mutlaka izlenmesi gereken mimariye dair 10 yapımı derlemiş.

Önceki hafta yeni filmi Hayat’ın çekimlerine Sinop’ta başladığını duyuran Zeki Demirkubuz bütün filmleriyle BluTv’de.

  • Demirkubuz filmleri MUBİ Ekim programında da var. Fil’m Hafızası platformun Ekim ayı programını listelemiş.

Fragmanlar

The Walking Dead dizisinin 11’inci sezonunun 20 Şubat’ta başlayacağı duyuruldu. YouTube’da yeni sezona dair bir de teaser paylaşıldı. (Tam şu anda, kafalarda “ben hangi sezonda kalmıştım” sorusu yankılandı değil mi?)

22 Ekim’de gösterime girecek Dune: Çöl Gezegeni için son fragman paylaşıldı. Bilimkurgu edebiyat klasiği Dune’dan uyarlanan film, klişe deyişle son dönemin en çok merak edilen işlerinden biri.

Yılın en iddialı animasyonlarından Blade Runner: Black Lotus için fragman yayınlandı. 13 Kasım’da Adult Swim’de gösterilmeye başlanacak dizi, bizlere 2030’un Los Angeles’ından seslenecek. (Beyaz Perde)

Game of Thrones’un yaklaşık 200 yıl öncesine odaklanan House of the Dragon’dan da yeni bir video geldi. Dizi 2020’de HBO Max’te olacak.

Fırat Yıldız öneriyor 

Happy People Project kreatif direktörü ve ElmaAltShift sitesinin de kurucusu Fırat Yıldız’dan bu sayı için 5 dizi veya film önerisi rica ettik. Sağolsun kırmadı:

The Boys | Amazon Prime: Süper kahraman klişelerini bozan, sert, bol kanlı ve ‘gerçekçi” bir dizi The Boys. Gerçekçi dememin nedeni, süper kahramanların aslında birer bencil ve ego odaklı bireyler olduğunu, kendilerini sıradan insanlardan üstün gördüklerini anlatması ve bunu da bayağı gerçekçi bir dille aktarması. Normalde süper kahraman filmlerinde şehri dümdüz etsen bile ne kan, ne gözyaşı, ne ortalığa saçılan insan parçaları görürsün ama bu dizi işte bu gerçekçiliği kırıp süper kahramanlardan uzak durmamız gerektiğini söylüyor bize. Konuya ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir yapım.

Sex Education | Netflix: Yaşadığım ülkenin gençlerinin sadece bu dizideki sorunları yaşamasını arzu ettiğim dizidir kendisi. Kendini keşfetme, birey olma, arkadaşlıklar, ilişkiler, sıkıntılar, arzular gibi konular başarılı bir dille anlatılmış. Buradaki gibi ne çay atma, ne yurt sorunları, ne da telefonunu çıkar diyen dayılar var. Sadece gençlik sorunları. Ve dizi harika bir senaryo, cast ve kurguyla bunu hallediyor. Her sezonunu merakla beklediğim ender dizilerden.

Final Space | Netflix: Son zamanların bence en iyi animasyon dizilerinden biri. Eklektik konusunu, karakterlerini, fütüristik bakış açısını ve hikayesini çok seviyorum. Son sezonu da yine çok iyi bir sonla bitti. 

Euphoria | BluTv: Dizinin konusu zaten iyi ama özellikle görsel yönden beni daha fazla cezbetti diyebilirim. Görüntü yönetmeni resmen “işte bu iş işte bu kadar iyi yapılır” demişçesine nefis bir sanat yönetimi, kamera, renk, ışık kalitesi var dizide. Zendaya ve Hunter Schafer’ın oyunculukları ise tartışılmaz. İkinci sezon da yakında gelecek sanırım. Kaçırılmaması gereken yapımlardan biri.

Ayak İşleri | GAİN: Kadro zaten çok iyi, Çağlar Çorumlu ortalığı yıkmış. Diyaloglar nefis, akıcı, herhangi bir teatral tarafı yok, gerçek ve dışarıda göreceğiniz nitelikte. Kesinlikle izlenmesi tavsiye edilir.

DIŞARILAR

Aslında bu bölümü daha renkli, bol önerili hayal etmiştik ama Deniz Tekin’in İstanbul’daki kültür sanat etkinliklerinin çılgın fiyatlarına işaret eden tweet’i şöyle bir duralattı. Etkinlik önerisi tek başına yetmez, arada somut fayda da sağlamak lazım. Olacak, onlar da olacak. Gün gelecek, her sayı önerdiğimiz çoğu etkinliğe Instagram’dan bilet hediye edeceğiz. 

Filmekimi 40’ın üzerinde filmle 8 Ekim’de İstanbul’da başladı. Ankara programı 15 Ekim’de, İzmir programı da 22 Ekim’de başlayacak.

  • Festival havasını özleyen ve önerilere de açık olanlar için TheMagger 10 filmli bir liste hazırlamış.
  • Filmloverss’ta da 15 filmlik bir liste var.

Küratörlüğünü mimar Murat Tabanlıoğlu’nun üstlendiği Akbank 39. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi 20 Kasım’a kadar Akbank Sanat’ta görülebiliyor.

Ankara kıskandırmaya devam ediyor. Ka Atölye işbirliğiyle düzenlenen Kent Yürüyüşleri farklı rotalarla şehri keşfe çıkarıyor. Bahçelievler’den Ayrancı’ya Ankara’nın özellikli semtlerini ‘oraları iyi bilen’ birilerinin eşliğinde yürümek pek güzel olsa gerek. Detaylar Urbanwalks.Ankara Instagram hesabında.

Wannart Ekim ayında Ankara’da gerçekleşecek konserlerin bir listesini hazırlamış. Fikir vermesi açısından tek sayfada görmek güzel.

Mesut Süre “Siz Hepiniz Ben Tek” adlı stand up gösterisiyle 13 Ekim’de İzmir’de, 15 Ekim’de İstanbul Beylikdüzü’nde, 20 Ekim’de Samsun’da, 26 Ekim’de de Ankara’da olacak. (Biletix)

Pera Müzesi, Arkası Şimdi ismiyle dizileri sinema perdesine taşıyan bir etkinliğe başladı. 23 Ekim’e kadar sürecek etkinliğe katılım ücretsiz ama kayıt gerektiriyor. İlginizi çektiyse detaylar ve program Pera Müzesi’nin sitesinde.

Son yıllardaki kan kaybıyla üzen Beyoğlu gayet iddialı yeni bir mekan kazandı. Galata’daki Camekan Sokak’ta İngiliz Postanesi olarak bilinen yapı, geçen yıl başlayan çalışmalarla yenilendi ve Postane adıyla; sosyal, çevresel ve kentsel etki odaklı çalışmalara ve ortak kültürel üretimlere ev sahipliği yapacak bir alana dönüştü. Cumartesi günü açılan Postane hakkında detaylı bilgileri Instagram hesabında bulabilirsiniz.

ALTERNATİF ESKİŞEHİR ROTASI VOL-1

Eskişehir yıllardır şaşırtıcı derecede çok yerli turist ağırlıyor. Oturmuş bir imajı (öğrenci şehri, adeta bir Avrupa şehri vb) ve gezi rotası (müzeler, çibörekçiler vb) var. Bunlar tabii ki güzel ama ziyaret edilen şehirlerde bir günü oralı gibi geçirmenin de tadı başka. Birinci rota alternatifiyle başlayalım, ilerleyen sayılarda devamı gelir. Çünkü Haylayt biraz İstanbul’da biraz Eskişehir’de yayına hazırlanıyor. İlerleyen sayılarda “tamam arkadaş, ne Eskişehir’miş” dedirtecek kadar içeriğimiz olacaktır.

Önce elinizdeki o direksiyonu bi’ bırakın. Burası tam manasıyla yaya dostu bir şehir. Eski dar sokaklarını saymazsak bisiklet dostu olduğunu da söyleyebiliriz. “Arabanın ne gereği var” şeklinde ifade etmek de mümkün bu durumu.

Başlangıç noktamız, şehrin Osmangazi Üniversitesi’ne yakın kısmında yer alan ve Sümer İskele diye bilinen mevki. Porsuk çayının iki yakası boyunca devam eden, haftanın her günü her yaştan kamp sandalyeli, piknik örtülü insanlara ev sahipliği yapan bir yeşil alan burası. Düşük bütçeli Caddebostan Sahili şeklinde tanımlayanlar da var.

İskeleye mevkiine giderken Muhsin Ertuğrul Sokak üzerinde iki yere uğrayabilirsiniz. Birincisi, haşhaşlı çörek ve mercimekli bükme için Sümer Fırın, ikincisi de kahve için ’78 Coffee. İsteğe bağlı tabii. Peki İskele dediğimiz yerde ne yapılır? Tam olarak hiçbir şey. Danimarkalıların bir dönem meşhur olan hygge akımı gibi düşünün. Balık tutmakla uyuklamak arasındaki yaşlı adamları, onların yanında “bize de ekmek çıkar” diye bekleşen kedileri izleyebilirsiniz mesela. Ya da gelip yanınıza çöküveren bir köpeğe hal hatır sorabilirsiniz. (İş coşkulu ve bol duygulu Sunay Akın metinlerine doğru gidiyor, burada keselim.)

Tw | Odunpazarı Bel.

Yine Porsuk kıyısından şehir merkezine doğru yürürken yine çayın iki kıyısında uzanan Kanlıkavak Parkı’nı göreceksiniz. Az önceki yerin daha hareketli versiyonu gibi düşünün. Hareketli derken, balık tutmaya çalışanların ve onları bekleyen kedilerin sayısında artış, belediyenin futbol sahasında antrenman yapan çocuklar ve onları menajer ciddiyetiyle izleyen adamlar, bebeğini ilk kez bir parkla buluşturan anneler, iki çay bahçesi ve bir de yeni açılan kahveci. Dev ceviz ağaçlarının altındaki çay bahçelerinde oturup etraftaki masalardan Eskişehir gündemine kulak misafiri olabilir ya da Cronies’in terasında kahve içebilirsiniz.

Cimri ev sahibi gibi parklarda gezdirip çay kahve içiriyoruz gibi oldu. Yemek için Dedekorkut Parkı’nın (yine park) yanından yürünüp Atatürk Bulvarı üzerindeki Eat4Heal denenebilir. “Daha kebap gibi bir şeyler… O kadar yürüdük sonuçta” derseniz de yine bulvar üzerinde Nar Kebap ve benzerleri var. “Tatlı bir şeyler… Sonuçta akşama kadar yürüteceksiniz gibi görünüyor” cümlesi dilinizin ucundaysa az ileride dondurma ve şerbetli tatlılar için Tadım’ın, sütlü tatlılar için de Mazlumlar Muhallebicisi’nin bulvar şubeleri mevcut.

Bulvarın devamında Odunpazarı Evleri ve çeşitli müzeler var ama bugün konumuz o değil. Sol tarafa dönüp önce Öğretmenler Caddesi sonra İki Eylül Caddesi’ni takip ederek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Eskişehir’e gelirken köprü üstünde fotoğraf çekme sözü verdiyseniz o köprüler de orada işte. Ardından da hedefimiz her Eskişehirli gibi Adalar denilen bölgeye (eskiden Porsuk ve kolları burada adacıklar oluşturarak akarmış) ve orada konuşlu Adımlar Kitap & Kafe ve İnsancıl Kitabevi. Okumaya meyilli herkesin bir şekilde yolunun düştüğü, kitapçıdan öte kendi kültürünü yaratabilmiş iki mekan.

Kızılcıklı Caddesi’nin karşı tarafına geçip ara sokaklardan yürümeye devam. Soluklanmak için Tunç Sokak’taki Guernica Coffee iyi bir seçenek olabilir. Canınız kahve istemezse de eski MİT binasından dönüştürülen Özdilek Sanat Merkezi ve huzurlu avlusu hemen çaprazınızda. Orada belki şu ilginç arkadaş grubuna da denk gelirsiniz:

Özdilek Sanat Merkezi

Müzesiz çiböreksiz Eskişehir turu demiştik ama Espark AVM’den başlayarak İsmet İnönü Caddesi boyunca devam eden eski fabrikalar bölgesi açıkhava heykel müzesi gibi düşünülebilir. Tepebaşı Belediyesi’nin çabasıyla senelerdir devam eden Pişmiş Toprak Sempozyumu’nda ülkenin ve dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıların eserleri özellikle bu cadde üzerindeki yeşil alanlara yerleştiriliyor.

Yine bu cadde boyunca akşam programı için not alabileceğiniz birçok mekan var. Rotamızın sonunda da henüz birkaç yıl önce açılan Cassaba Modern. Artık serbestsiniz, daha fazla yürümek yok. Farklı zevklere hitap eden yeme içme mekanlarından ve ofislerden oluşan bir kompleks şeklinde özetleyebiliriz burayı. Şehrin en canlı noktalarından biri. Bir haftayı orada geçirmeye yetecek kadar çok seçenek sunuyor. Vegan / vejetaryen lezzetler sunan Pure Mutfak, burger konusunda oldukça iddialı Gorill, şehre dışarıdan gelen Big Chefs, SushiCo, Pizza il Forno, The Hunger; Eskişehir klasiği Cafe del Mondo, klasik olmaya aday Caffe İtalyan ilk akla gelenler.

Cassaba Modern

GEÇKİN SEVİNCİ

“Geçkin” ile kimi kast ediyoruz, onu açıklamaya çalışalım önce. Kabaca 30-45 yaş arası, ilk gençliğinde gezip tozmuş, hayatın hakkını vermeye çalışmış, zamanla iş güç (ve belki aile) derken ister istemez biraz kabuğuna çekilmek zorunda kalmış, “şimdikiler de konser mi canım, eskiden böylelerini ta öğlen vakti çıkarırlardı sahneye” diyecek kadar festival tozu yutmuş, kadın erkek fark etmeksizin bir dönem uzun kollu üzerine tişört giymiş, deri ceketi/montu sırtından ameliyatla alınmış, dönemin şartları gereği rock müzikle haşır neşir olmuş kişiler diyelim. Şu uzun cümlenin birkaç kelimesinde kendinizden bir parça bulduysanız, evet siz de bir geçkinsiniz. Müdavimi olduğunuz mekanlar çoktan kapanmış, müzik listenizdeki en yeni şarkı en az 10 senelik, durup durup eski dizileri baştan izliyorsunuz. Ziyanı yok, daha tam ölmediniz. ‘Şu olaylar bi bitsin’ yine kendinizi dışarılara atıp yeni hatıralar biriktireceksiniz… Bu bölüm sizin için.

  • Yıllar önce ülkemizde de gösterilen That 70’s Show adlı dizinin 90’lar versiyonu için çalışmalara başlandı. Dizi, Netflix’te That 90’s Show adıyla yayınlanacak. Evet, nostalji iyiden iyiye gelip 90’lara dayandı.
  • 2001-2007 arası çekilen ve pek çokları için kült mertebesinde olan Six Feet Under bütün bölümleriyle BluTv’de.
  • Komedi denilince geçkinlerin aklına ilk gelen dizilerden Seinfeld yine bütün bölümleriyle Netflix’te. Altyazı’daki “10 adımda Seinfeld” yazısı da ilginizi çekebilir.
  • South Park ahalisi, bir zamanlar çok samimi olduğumuz ama artık pek sık görüşmediğimiz mahalle arkadaşlarımız gibi. Eric Cartman tişörtü dolabın neresinde bilmiyoruz. “Hakkaten ha” diye şöyle bir göz atmak isteyenler için Netflix’te epeyce bölüm var. 2027’ye kadar çekilecek 14 South Park filminden ikisinin bu yıl bitmeden gösterime girmesi bekleniyor (NME). O da olmadı, en iyi 10 “They killed Kenny!” sahnesini izlemek için vaktiniz vardır herhalde (YouTube).
  • Rocky 4 (Ivan Drago musibetinin şovuna sahne olan film) ‘director’s cut’ versiyonuyla 11 Ekim’de tekrar vizyona giriyor. Yeni versiyona özel yeni fragman YouTube’da mevcut.

Son olarak, sizin için Spotify’da da kendi ellerimizle bir geçkin çalma listesi hazırladık. Evet, Türkçe rock o dönem beklenen patlamayı yapamadı. (Eski zamanlar muhabbetini çok da uzatmak istemeyen arkadaş.)

SENDEN BAŞKA HERKES GÖRDÜ

Senli benli olduk bir anda, kusura bakma. Son bir haftada çokça konuşulan, hemen herkesin en azından malumat sahibi olduğu bazı olaylar var burada. Bir nevi hızlandırılmış popüler kültür kursu. Onlara göz atıp bir sonraki başlıkta tekrar sizli bizli olabiliriz.

Squid Game

Netflix’in bu yılki en büyük olayı olan Güney Kore yapımı dizinin bahsi açılınca utandırmayacak kadar özet bilgi var aşağıda. Bu bilgilerle ‘izlemiş gibi’ davranabilirsin. Spoiler da olabilir tabii. 

  • Arada bir yaşlılara saygıda kusur etmek lazım.
  • Borç yiğidin kamçısıdır.
  • Beyaz yakalı hırsı çok fena. Bunu şirket mail’lerinden de biliyoruz zaten.
  • Hırs demişken, 46 milyar won yaklaşık 350 milyon liraya tekabül ediyor. SEO siteleri bu bilginin de ekmeğini yedi.
  • Suratında geometrik şekiller olan tulumlu adamlar da emir kulu sonuçta. Onlar da geçiminin derdinde. Devrecilik fena bir de. Hele daire suratlı olanlar stajyerden beter.
  • Sinema / dizi dünyasında oyuncak bebek işi hep sıkıntılı zaten. Bebeğin replikaları alışveriş merkezlerini süslemeye başladı.
  • Dizinin mobil oyunu da çıktı.
  • Oyuncuların üzerindeki yeşil eşofman takımlarının çakmaları semt pazarlarına düştü.
  • Paris’te açılan Squid Games mağazasının önünde uzun kuyruklar ve kavgalar görüldü. (Diziye ne kadar da benziyor diyerek ortamlarda ekstra puan kazanabilirsin.)
  • Benzemek demişken de, olası tartışmalar için şunlar aklının bir köşesinde dursun: Açlık Oyunları, Küp, Hostel, Testere…
  • Bu noktada aklına ünlü bir TV yapımcısıyla ilgili espriler gelebilir. Yapma. O geyikler suç unsuru hep.
  • Neden bu kadar ilgi gördü sorusu gelirse, Netflix’in oyun stüdyosu satın almasıyla ilişkilendirip “İzleme tarafında deniz bitmek üzere. Birkaç seneye esas olay oyun olacak. Hem ikinci dünya Metaverse de geliyor” gibi cümleler kurabilirsin. Doğrudur, yanlıştır önemli değil. Büyük resmi görmenin günahı olmaz.

Boji

Toplu taşıma araçlarıyla akşama kadar İstanbul’u dolaşan köpek. Dikkat çekince boynuna takip cihazı, kendisine de Boji ismi takıldı. Kendi Twitter hesabı ve 65 bin takipçisi var. Yabancı ajanslara ve TV kanallarına da haber olmaya başladı (CNN). Hassas insanlar onun bu ilgiyi kaldırıp kaldıramayacağını, hassas olmayanlar ise köpeğin toplu taşımada ne işi olduğunu tartışıyor.

Altın Portakal 

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Birkaç ödül aşağıda, detaylar Filmloverss’ta.

  • En iyi film: Okul Tıraşı
  • En iyi ilk film: Anadolu Leoparı 
  • En iyi yönetmen: Kerr filmiyle Tayfun Pirselimoğlu
  • En iyi kadın oyuncu: Zuhal filmiyle Nihal Yalçın 
  • En iyi erkek oyuncu: Kafes filmiyle Tarhan Karagöz

Nobel Edebiyat Ödülü

Ödülün bu yılki kazananı, “kültürler ve kıtalar arasında sömürgeciliğin etkilerini ve sığınmacıların kaderini ödünsüz ve merhametle ele alması” nedeniyle İngiltere’de yaşayan Tanzanyalı yazar Abdulrazak Gurnah oldu. (DW Türkçe)

Yani ayıp şimdi böyle şeylerden bahsetmek ama yaklaşık 980 bin avro para ödülü de verilecek kendisine. Yazarın İletişim Yayınları tarafından Türkçe basılmış kitapları da şurada.

Cem Yılmaz

Podcast denilince akla ilk gelen kişilerden olan Nilay Örnek, Nasıl Olunur adlı programına Cem Yılmaz’ı konuk etti. Yayının uzunluğu 2 saat 19 dakika. Cem Yılmaz’ın bu ara NFT işlerine sardığı notunu da düşelim. NFT ne mi? Onu buracığa sığdıramayız haminnem, güzel haminnem, başka zamana artık. BAŞKA ZAMA…

Kedilere saygı kuşağı 

Haftanın en çok sevilen kedi videosu buydu. (Biz en çok onu sevdik en azından.)

YER İŞARETLERİ

Hafta boyunca internetlerde görüp beğendiğimiz, kenara ayırdığımız bazı şeyler:

Federico Italiano adlı bir Instagram hesabı, farklı sanatçıların oldukça etkileyici bilim kurgu / fantazya konseptli çizimlerini paylaşıyor. Tam şu an yaşadığı dünyadan sıkılanlar için birebir.

Kayıp Rıhtım aylık öykü seçkisinin “klon” temalı yeni sayısını yayınladı. Kafa açıcı 23 öykü var.

Gönüllü sanat elçisi, ayaklı resim arşivi Celine Symbiosis 2015’te Twitter’da başlattığı “iyi geceler” serisini istikrarla sürdürüyor. İçinde kaybolacağınız, geceyi tasvir eden onlarca resim.

Evrim Ağacı, “bilim müzikleri” adıyla bir Spotify listesi hazırladı. Direkt veya dolaylı olarak bilimsel meselelere değinen, bilime anlamlı referanslar veren şarkılardan oluşan liste yaklaşık 8 saat uzunluğunda.

Neden kenara ayırmışız bilemedik şu anda ama Dezeen kıyamet sonrası hayatta kalmayı sağlayacak barınma, yeme içme, giyinme tasarımlarını derlemiş. Birbirinden delice 8 fikir.

Time Out dergisi dünyanın en cool semtleri seçkisinin yeni versiyonunu yayınladı. İlk sırada Kopenhag / Norrebro var. Kadıköy de 45’inci sırada kendine yer bulmuş.

Vogue Türkiye dergisi Ekim 2021 sayısı için “bir günlüğüne turist” konseptiyle bir fotoğraf çekimi gerçekleştirdi. Tarihi Yarımada’dan Büyükada’ya uzanan hatta, olabildiğince sokağı yansıtan bir çekim. En sevdiğimiz kare de aşağıdaki.

Fotoğraf Tuğberk Acar | Model Bente Oort

TEFRİKA GİBİ

Bilmeyen genç ve şanslı azınlık için; tefrika roman veya hikayelerin günlük veya haftalık olarak gazetelerde parça parça yayınlanması şeklinde özetlenebilir. Eskide, çok eskide kalmış bir yöntemdi ama özellikle e-bülten platformu Substack’in etkisiyle ünlü yazarlar tarafından yeniden canlandırıldı. Bizimki ünlü bir yazara ait değil tabii, kendi mahsulümüz. Beğenilmezse sessizce sonlandırırız.

Veranda | 1. Bölüm

Özet: Bir şirkette orta düzey yönetici olarak çalışan genç kadın, internette gördüğü indirimli uçak bileti ve otel kampanyasıyla, hiç hesapta olmayan dört günlük bir tatile çıkar. İlk kez gittiği bu tatil kasabasında, beş ay önce ölmüş olan babasıyla karşılaşır.

×××

Yeşil plastik sandalyede, tek koluyla masaya yaslanmış şekilde buldu kendini. Yüzü, saçları ıslaktı ve tütün kolonyası kokuyordu. Kulaklarındaki uğultuya rağmen etraftaki okey taşı gürültüsünü ve yüksek sesle tane tane okunan öfkeli köşe yazısını duyabiliyordu. Birkaç dakika önce görüp oturduğu emekli çay bahçesiydi burası. Ismarladığı soda limon, teklifsizce içine atılmış pipetle masanın üzerindeydi. Karşısında da -evet hala oradaydı- elinde kolonya şişesiyle babası oturuyordu.

“Biraz daha iyi misin İremcik” diye sordu adam. Eskiden, beş ay önce o karla karışık yağmurlu günde şehrin dışındaki mezarlığa gömülmeden önce İremcik seslenirdi babası. “Hoş geldin” diye de ekledi. Sanki mesai çıkışı ona uğramış da akşam yemeğinden önce biraz iş dedikodusu yapacaklarmış gibi. Sakin, telaşsız.

Yan masaya dönüp “Hepiniz ölü müsünüz?” dedi güçlükle. Sesi de elleri gibi titriyordu. Gazeteden başını kaldıran yaşlı kadın içerlemiş gibiydi bu soruya. Daha 76 yaşındaydı ve kendini gayet dinç hissediyordu. Her sabah eşi Fikri Bey’le birlikte karşı kıyıya kadar yüzüp döndüklerini, haftada en az üç gün de siteden arkadaşlarıyla arka taraftaki dağda ‘trekking’ yaptıklarını anlatmaya koyuldu. Hatta söylediğine göre trekking grubunda İrem’in babası da vardı. Ömrünün son üç yılını akciğer hastalığıyla cebelleşerek geçiren, dağda bayırda yürümek şöyle dursun arka sokaktaki bakkala bile güçlükle gidebilen babası. Yan masadaki kadının deyişiyle, Erol Bey Kardeşim… Devamı gelecek sayıya 🙂


Bu haftalık bu kadar. Bülteni el emeği göz nuru bir Spotify listesiyle bitirelim. Esen kalın.

Aşağıdaki forma e-posta adresinizi bırakarak bültenlere ücretsiz abone olabilirsiniz. Formu doldururken çerez ve gizlilik politikasını da kabul etmiş olursunuz.